Maviyanım

Maviyanım

Ne acı, kaybetmek için sahiplik! Ölümlüyü sevmek, ne korkulu iş!..Hayat mı, püf desem kopacak iplik, Çıkmaz sokaklarda varılmaz gidiş..

birkac adim..

14/2/2007
Kategori: Ara notlar




Silahlara veda
Geceye rüyaya ve sana
Yalnızlığın geyik gözlü köşesinden
Düzenlerin çıkmazına

Blogumu, Darkblue'ya devrediyorum..

selam ve sevgilerimle


Yorum (13) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

İnançtan rol çalan bilimsellik: Sihirbazlık

14/2/2007
Kategori: Izlemeli



Kostümlü filmlerin en iyileri dönemin ruhunu en iyi şekilde yansıtanlar arasından çıkmıştır. En çılgın olanları ise tarihsel fon olarak 19. yy.ı seçmiş olanlar arasından. 19. yy. tutkuları, sınırtanımazlığı ve vaat ettikleri ile hem çelişkili hem tuhaf hem de kışkırtıcıdır. 'Aydınlanma' felsefesi epeyce sindirmiş; fakat aşırı mahmuzlanmış 'ilerleme' mottosu nedeniyle ahlakî bir idraksizlik içine düşülmüştür. Bu durumda dönemin Avrupa'sından nasıl hikayeler çıkacağı ve çıktığı elbette ilgiye ve takibe değer bir konu olacaktır.

2001 yapımı Cehennemden Gelen/ From Hell, nihilist dedektif Abberline ile bütün arkadaşlarını kanlı saldırılarda yitirmiş yoksul kader kurbanı Whitchapel fahişesi Marry arasındaki duygusal ilişkiyi anlatan bir film değildir; amacı 19. yy.a damgasını vurduğu söylenen ve hala çözülememiş karındeşen Jack davasını kendince çözmek de değildir. Film, tarihsel fonu itibariyle 19. yy.ın gerçekte ne ile damgalandığını göstermektedir asıl itibarıyla. 'Cehennemden Gelen', 19. yy. İngiltere'sinde dönemin üniversiteleri, asilleri ve entelektüelleri arasında hakim olan bilimsel ihtiras ile bugüne dek adi bir katil olduğu sanılan Jack the Ripper/Karındeşen Jack arasında son derece manalı bir bağ kurar. Yeni bir tedavi metodu, ya da tıbbi bir buluş yapabilmek için akıl hastalarını, hayat kadınlarını ve sahipsiz kimseleri denek olarak kullanmakta hiçbir beis görmeyen doktorlara, üyelerini bilim adamlarının oluşturduğu gizli cemiyetlere ışık tutarak 'ilerleme'nin karanlık yüzünü gösterir bize. Aydınlanmanın 'karanlık' yüzünün billurlaştığı an 19. yy.dır ve bu yüzyıl söz konusu olduğunda modern stratejinin ezberlerine gönül rahatlığıyla katılabilmeniz oldukça güçleşir. Dönemin ruhu şudur: Bilimde ilerlemek iyi bir amaçtır, iyi bir amaç için ihtirasla çalışmak gerekir. İhtiras kötü olabilir. Fakat iyi bir amaç uğruna, iyi bir insan olma düsturundan vazgeçilebilir. 'İyi' üst sınıfın, kötü 'alt sınıf'tan üstün olduğu ilkesine inanmışlığın verdiği gayri insanî tutumlara, bir de 'bilim' adı verilen meşru amacın kendisine varan her türden aracı da meşrulaştıracağı sanısı eklenmiştir.

2006'nın pek dikkat çekmeyen filmi 'Sihirbaz /The İllusionist ve gösterimde olan Prestij/ The Prestige bu tarihsel fon hakkında bilgimizi perçinleyen hoş bir paradoksa işaret ederler: Doğaüstü olana inancın örselenmekle beraber hâlâ hayatta olduğu, bilimsel gelişmelerin son sürat ve kuralsızca ilerlediği bir dönemin ruhunu en iyi yansıtan şeyin 'sihirbazlık' olduğuna...

'Sihirbaz' Edward Norton'u 'âşık' bir rolde gördüğümüz ilk filmdir; ama daha da önemlisi Norton'un canlandırdığı sihirbaz karakterin daha 19. yy.da, 2006'da hâlâ emekleme safhasında olan halogram teknolojisini kullanması ve filmin bu durumu 'sihire inanmaktan' daha 'mantıklı' bulmasıdır. Sihirbaz bu gücü dönemin adaletsiz Avusturya-Macaristan imparatoru ile aşık atma yolunda kullanacak kadar ileri gider, başarılı da olur. Tabii asıl gücü, kullandığı teknolojiye 'mucize' muamelesi yapan halk kitlesidir.

Christopher Nolan (Akıl Defteri, Insomnia) imzalı Prestij ise biri geleneksel gözbağcılıktan diğeri ise akıl almaz teknolojilerden yararlanan iki sihirbazın ölümcül rekabetleri üzerinedir. Tarihsel fonda ise Londra ve Thomas Edison ile Nicolas Tesla'nın ölümcül rekabeti vardır. Haksız rekabete ilişkin bir mevzuat olmadığından rekabet en düz anlamıyla 'savaş' demektir; Edison'un adamları Tesla'nın çalışma sahasını ateşe verirler; ve bilim ile büyünün sınırları hâlâ ayrışabilmiş değildir. Bu durum sihirbazlarımıza fazladan irtifa temin eder. Gösteriler dolup taşar, bu da sihirbazların yeni numara bulma konusundaki ihtiraslarını kamçılar. Akılla açıklanabilmiş bir doğanın acılarına çare olmadığını anlamış insanların gösterilere rağbet etmesinin sebebi Angier adlı sihirbazın ağzında gerçek ifadesini bulur. Seyirci dünyanın düz ve basit olmadığını 'kanıtlayacak' bir imkanın, bir ihtimalin peşindedir. Sihirbaz onlara bu imkanı sunmaktadır, izleyicinin inanma arzusudur bu kez, ihtirası kışkırtan.

Prestij, hâlâ gösterimde.

N.B.Karaca


The Illusionist - 2006

Yorum (3) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı